Uyanış Manifestosu 1 – Vahabilikten İhvan ‘a Ulus-Devletleri Yıkma Planı
Savaşın biraz daha gözümü açmasıyla birlikte, bazı şeylerin üzerinden tekrar tekrar araştırma yaptığımda özellikle İhvan-ı Müslimin denilen örgütün tarihini araştırdığımda bir anda aydınlandım. Aslında daha önceki tahminlerim doğruydu: Ülkede sosyal hayatta gözümüzle görmediğimiz ama sosyal medyada Türklere, Türklüğe, Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret eden bu kimliksiz yapıların kaynağı gerçekten de dış mihraklardı ve gerçekten de İsrail’in çıkarları için çalışıyorlardı.
Bu yazımda en net şekilde, “Bu adamlar nereden çıktı ve nerede üretildi?” sorusunu cevaplayacağım. Bundan sonraki yazılarımda da nereden köken aldıklarını ve dinimizi nerede bozdukları sorularına bulduğum cevapları sıralayacağım.
Bu yapıların doğuşu, aslında özellikle Osmanlı’dan dağılıp İstiklal Savaşları ile özgürlüğünü elde eden yeni ulus-devletleri içten yıkma planıyla başlıyor. Ancak hiçbir şey sıfırdan icat edilmedi. Tam olarak hangi zihniyetlerden doğduklarını, biz Türk milletinin bu zihniyetten neden uzak olduğunu ve bu zihniyetin Osmanlı’yı nasıl yıktığını bir sonraki yazımda detaylıca anlatacağım. Ancak burada da Osmanlı’yı yıkan bir başka dış kaynaklı üretim olan Vahabilikten bahsetmek istiyorum.
İlk Üretim: Vahabilik
Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Batılı devletler Osmanlı’ya gözünü dikmişti ve bu imparatorluğu parçalamak için yanıp tutuşuyorlardı. Ülkeyi bölmek için milliyetçilik akımını kullandılar; Osmanlı içindeki pek çok milleti düşününce bu gayet mantıklı bir stratejiydi. Zaten Balkanlar da bu şekilde darmadağın olmuştu. Ancak sıra Araplara gelince bu biraz daha zordu; çünkü işin içinde ümmetçilik, panislamizm ya da halife söylemi gibi, Osmanlı padişahları tarafından kullanılan pek çok karşı strateji bulunuyordu. İngilizler burada dini kullanmaya karar verdi. Arabistanlı Lawrence filmi çok uzundur ama kesinlikle izlemeniz gerekiyor. Bu film, İngilizlerin Arapların arasına girip onları Türklere karşı nasıl ayaklandırdığını net bir şekilde gösteriyor.
Vahabiliği de böyle ürettiler. O dönem Lawrence değil, Hempher isimli bir casus kullandılar. Vahabiliğin mantığıyla Emevilerinki birbirine çok benzerdi: İslam sadece Araplara mahsustu ve geri kalan herkes kafirdi. Bu mantıkla Araplar da Türklerden ayrılacak ve İngilizler Osmanlı’dan kopan topraklara çökecekti; nitekim de öyle oldu. Kadını tamamen eve kapatan, onu insan yerine bile koymayan, bilime ve mantığa karşı olan bu grup, bu şekilde tamamen dışarıdan üretildi. Buradaki ana mantık Osmanlı’yı yıkmaktı ve sonuçta amaçlarına ulaştılar.
Aynı Laboratuvar, Daha Gelişmiş Bir Örgüt: Bu Sefer Hedef Yeni Türkiye Cumhuriyeti ve Diğerleri
Ve şimdi yazının en vurucu noktasına gelmek istiyorum; size bugün fakirlik içinde mahvolmamızın temel sebebini söyleyeceğim, dikkatli dinleyin.
Osmanlı yıkıldıktan sonra İngilizler Mısır’a da çökmüştü. Ancak hiç tahmin etmedikleri bir lider çıktı: Mustafa Kemal, İngilizlerin köküne kibrit suyu dökmüştü. Anadolu ve Rumeli topraklarını kurtarmakla kalmamış, ayrıca Osmanlı’nın bile ulaşamadığı bir medeniyet seviyesi hedefleyerek sanayi devrimini yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde başlatmıştı. İngilizlerin başının belası olan bu Türklerin, “Atatürk” diye adlandıkları büyük lider sadece Türkleri etkilemekle kalmadı; İngilizlerin ele geçirdiği her yeri cumhuriyetçi, laik ve özgürlükçü bir akımla sarstı. İngilizlerin yeni bir şey daha icat etmesi gerekiyordu çünkü Mısır elden gitmek üzereydi. Her yerde “Özgür Mısır!”, “Defolun İngilizler!” naraları atılıyordu.
Böylelikle İngilizler, İhvan (Müslüman Kardeşler) hareketini başlattılar. Bu akım da en az Vahabilik kadar karanlıktı ancak milliyetçilik açısıyla bakıldığında, doğal olarak tam tersi bir karakterdeydi. Çünkü bu sefer İngilizlerin, bölgedeki o yükselen bağımsızlıkçı milliyetçilik damarını ezmesi gerekiyordu. Bu akıma göre bir milliyet ya da ulus yoktu, sadece din vardı. Bu kişiler için Mısırlı bir Müslümanla Malezyalı bir Müslüman arasında hiçbir fark yoktu. Bu çok tehlikeli bir fikirdi; çünkü milliyet fikirleriyle şekillenmiş yeni dünyada, hedef alınan ülkeleri içeriden çürütecekti.
Yeni Örgütün Farkı
İşte şimdi anlıyor musunuz; aramızdaki o yapıların neden ne idüğü belirsiz odaklar olarak, ülkeyi Türkçülük bilinciyle kuran Atatürk’e ve Türklere küfrettiklerini?
Bu akım Vahabilik kadar basit değildi. Bu gruba İngiliz Süveyş Kanal Şirketi fonları ve İngiliz istihbaratı vasıtasıyla Gladyo teknikleri de öğretildi; hücre tipi örgütlenme modeli aşılandı. Çünkü bu sefer yıkılacak olan yapı basit bir imparatorluk değil; halk tarafından yönetime getirilen bir cumhuriyetti, halkın özgürlüğüydü, özgürlüğüne kavuşmuş kadınlardı, çağdaş medeniyet seviyesiydi. O yüzden bu grubun cumhuriyetçi gibi görünüp, halktanmış gibi davranıp eğitime, askeriyeye, adalete ve devletin her kanalına sızması, liyakati yok etmesi gerekiyordu. Tanıdık geldi mi? Kendi ekonomik modelleri de vardı; ekonomiyi de ele geçirip halkı fakirlikle ezecek, gücü ellerinde bulunduracaklardı. Halk ne kadar fakir kalırsa, o kadar cahil ve muhtaç kalacaktı. Tanıdık geldi mi?
Ancak bu yapı, Atatürk’ün başlattığı o aydınlanma akımını o dönem yenemedi; Mısırlılar İngilizleri ülkelerinden attılar ve cumhuriyeti ilan ettiler. Bu İhvan zihniyetinin yeni kurulan devlette yeri yoktu. İngilizler bu konuda başarılı olamamışlardı ve buradan itibaren sahneden çekildiler. İhvancılar cumhurbaşkanına suikastta bulunmaya kalkışınca da kurucuları Hasan el-Benna bir suikastla öldürüldü, Seyyid Kutub gibi elebaşları ise asıldı. Kalanlar ise Suudi Arabistan’a, Vahabilerin yanına kaçtılar.
İkinci Dönem: Yeşil Kuşak Projesi
İngiltere’nin arkasından çekildiği, Mısır’ın da kapı dışarı ettiği bu örgüt, ABD ve CIA’in dikkatini çekti. Soğuk Savaş döneminde Sovyet sosyalizmine karşı, “Yeşil Kuşak Projesi” kapsamında bu yapıya sahip çıkıldı. Yeşil Kuşak Projesi’nden daha önce bahsetmiştim. Aslında ben hep, “En son güçlü olduğu için Türkiye’yi hedef alacaklar” diyordum; ama tam tersi, ilk hedef olarak bizi seçmek düşman için daha mantıklıydı ve şunu fark ettim ki, aslında ilk biz hedef alınmıştık. Bu İhvan hareketinin kitaplarının çevrilmesi ve temsilcilerinin konuşmacı olarak gelmesi, Yeşil Kuşak Projesi’nin başlangıcında, daha 1950’lerde başlamıştı. Sonra bu örgütler “Komünizmle Mücadele” başlığı altında kullanıldı.
Daha da enteresan bir birleşme: Fransız istihbaratı Humeyni’yi İran’a götürmeden önce, küresel servislerin ve İhvan ideologlarının teorik temas trafiği yoğunlaşıyor ve hemen ardından İran’da İslam Devrimi oluyor. Sonrasında da temaslarına devam ediyorlar. Böylelikle bir ülke daha sosyalizm ekseninden uzaklaştırılmış oluyor. Türkiye’de de o sırada 80 darbesiyle birlikte tarikatların ve cemaatlerin önü hepten açılıyor.
Sscb’nin yıkılmasıyla ABD bir süreliğine geri çekilirken, Suudi Arabistan bir süre Vahabiliğin yayılması için İhvan’a destek vermeye devam ediyor. Çünkü açıkçası, 1970’lerden sonra yapılan petrodolar anlaşmaları ve bu örgütlerin desteklenmesiyle Suudi Arabistan ve ABD ortak oluyorlar. Türkiye ise 90’larda daha çok Hizbullah ve devrimin ihracı düşüncesiyle hareket eden İran istihbaratının eylemlerine kurban oluyor. Hizbullah bölgede pek çok insanı hedef alıyor ve bu yapılar Türkiye’de çok sayıda aydını katlediyor. Ancak devlet de bir süre terör örgütü PKK’ya karşı kullanmak amacıyla bazı şeylere göz yumuyor. PKK’nın o dönemki etkinliği kırıldıktan sonra Hizbullah’ın da fişi çekiliyor; Kemal Derviş’in ekonomik reformlarıyla birlikte Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ekonomik açıdan en parlak dönemlerinden birine giriyoruz. Ancak o içeride sosyalizme ve Cumhuriyete karşı yuvalanmış yapılar ile tarikatlar yüzünden bu rüya çok kısa sürüyor.
Üçüncü Dönem: BOP ve Büyük İsrail Projesi
1980’lerde İsrail yeni hedeflerini sıralıyor ve Filistin’i tamamen kontrol altına almak istiyor. Buradaki asıl amaç, çevre ülkeleri mümkün olduğu kadar parçalamak; Atatürk’ün bizzat kurduğu ya da onun etkisiyle kurulan modern, istikrarlı ve seküler ulus-devletlerini yıkmak ve kaos saçarak bölgeyi daha kolay kontrol edilebilir kılmaktır. Bu planın adı Oded Yinon Planıdır.
Her şeye Filistin’le başladılar ve yine Yeşil Kuşak Projesi’nden ilham aldılar. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) solcuydu; Deniz Gezmişlerin döneminden hatırlarsınız. İsrail, FKÖ’yü zayıflatmak için İhvan kökenli ağların önünü açarak Hamas isimli örgütün kurulmasına zemin hazırladı ve böylece Filistin Kurtuluş Örgütü’nün mutlak etkisini sona erdirdi.
Son olaylardan anladığım kadarıyla, Amerika da İsrail’e sadece “bayıldığı” için yardım etmiyor; elbette işin içinde petrodolar gibi ortak küresel amaçlar var. Ama özellikle Irak işgalinden sonra ABD, bu tarz askeri işlerin götürüsünün getirisinden fazla olduğunu fark etmişti. Ancak Mossad, görünüşe göre 90’lardan itibaren Epstein gibi şantaj ağlarını ABD içinde büyük bir titizlikle örmüştü.
Ilk perde
2000’lerden itibaren BOP’un (Büyük Ortadoğu Projesi) düğmesine basıldı. En başta ABD, kendi ekonomisi zarar edene kadar oldukça aktifti. Bizde de başa geçirecekleri İhvandan etkilenen yapılarla iletişim halindeydiler. Muhtemelen bizde bu projelere eşbaşkanlık yapan şahıslara açık açık “İsrail’i güçlendireceğiz” demediler; ama bölgedeki devletlerin başına İhvan’ı geçirip ulus-devletlerini ve laik cumhuriyetleri yıkacakları muhtemelen açık bir gerçekti.
2010’larda artık amaçlarına ulaştılar ve “Arap Baharı” ile pek çok ülkede liderler devrildi. Ülkeler istikrarsızlaştı, çoğu da uzun bir terör ve kaos döngüsüne girdi. Artık İhvan’ın zamanı gelmişti.
Ancak İhvan hareketinin liderleri devirdiğini görüp dehşete düşen diğer Arap ülkeleri, İhvan’ın arkasından desteğini çekti. (O yüzden bu yapılar bugün o Arap ülkelerine de küfrederler. “Şeriat” diye bağıranlara “Arabistan’a gidin” diyenler var; hala ne dediklerini tam okumuyorsunuz, çünkü onlar aslında Arabistan’a da küfrediyorlar. Sonrasında o Arap ülkeleri de hızlı bir değişim ve modernleşme dönemine giriyorlar. Çoğu şu an ekonomik refah seviyesine ulaştı.) Amerika’nın da işi bitmişti; tam da İsrail’in işine yarayacak o büyük kaos Orta Doğu’yu sarmıştı.
Bop’un çöküşü
İhvan, ilk iş olarak doğduğu ülkede, Mısır’da Müslüman Kardeşler olarak başa geçti. Ve müthiş bir hızla, büyük bir halk ayaklanmasıyla devrildi.
“Rabia” işaretiyle zafer naraları atıldığını hatırlayanlar vardır. Bu arada, “Türk gibi görünme” taktiği tamamen içeriye sızma stratejisidir. Zaten neden bu kadar nefret ettikleri bir ülkenin bayrağını profil yapıp arkasına saklanırlar ki?
Biz burada yıllardır ekonomik zorluklar çekip yıpranırken, Mısır halkının “Biz bu yobazları istemiyoruz” diyerek onları bir yıl içinde iktidardan ittirmesini izleyince insan hayret ediyor; ama bunun çok net sebepleri vardı.
Biz halihazırda Kemal Derviş gibi bir ekonomistin yapısal paketleri sayesinde ekonomimizin zirvesini görmüştük; o yüzden sistemdeki birikimleri bir anda batıramadılar. Atatürk’ün başlattığı sanayi adımlarıyla halkımız çok çalışmış ve 80 yıldan fazla sürede ülkemiz çok güçlü kazanımlar elde etmişti. Bu kazanımların tamamını elden çıkarmak ve ülkeyi yapısal olarak boşaltmak on yıldan fazla sürdü. Mısır’ın ise bu tarz bir tarihsel avantajı yoktu; iktidara geldiklerinde ekonomi bir anda battı ve halk hemen açlıkla pençeleşti. Üstelik iktidarda kaldıkları o tek bir sene içinde, ordu ve yargı gibi kale kurumları tamamen ele geçirmeyi de başaramamışlardı.
BOP, bölgedeki aktörlere değil, o sinsi planın asıl sahiplerine söz verildiği gibi ilerledi diyelim. Sahipsiz kalan Hamas’ı da, Batı ve İsrail’in alan açtığı o ilk doğum aşamasından çok sonra, bölgesel çıkarları doğrultusunda İran Devrim Muhafızları lojistik olarak sahiplendi. Bugün yaşanan savaş ise dönüp dolaşıp, bu yapıları kullanan büyük aktörleri ve bölgedeki direnç odaklarını bitirme savaşına dönüştü. Ama bu işin de içinde başka işler var mı, bunu zaman gösterecektir.
Böylelikle güzel ülkemin ekonomisi büyük bir sarsıntı yaşarken, vatanımız sadece bir mülteci deposu olmakla kalmadı; aynı zamanda çevre coğrafyalardan kaçan pek çok radikal unsurun da yeni adresi haline geldi. Yarın bu kişilerin Türklere karşı içeride bir güvensizlik unsuru olarak kullanılmak istendiği yönündeki korkunç söylentiler umarım gerçek çıkmaz.
Sonuç
Sonuç olarak tahmin ettiğim üzere; bu vatan aleyhtarı faaliyetler, dış mihraklar tarafından üretilmiş kimliksiz yapılar tarafından yürütülen, ulus-devletleri parçalamayı hedefleyen ve bilinçsiz bir şekilde o küresel projelerin amacına hizmet eden yapılardır. Burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta; meseleyi sadece dönemsel yapılarla sınırlı tutmak değil, bu topraklarda uzun yıllardır kök salmaya çalışan o İhvan kültürü ve yazılımıyla zihniyeti şekillendirilmiş geniş bir ideolojik damarı ve bu doktrinle büyütülmüş kadroları görebilmektir. Cumhuriyet’in kurucu felsefesine, Türk milliyetçiliğine ve akılcı aydınlanmaya mesafeli olan bu geleneksel ekol, farkında olarak ya da olmayarak küresel laboratuvarın tam da aradığı o ‘ulus-ötesi’ ajandaya zemin hazırlamıştır. Yani dışarıdan kurgulanan o sinsi plan, içeride bu ideolojik iklimde yetişmiş yerli zihniyet kodlarının bürokrasiye ve toplumsal hayata sirayet etmesiyle tıkır tıkır işletilmiştir.
Hep söylerim: Yayılan yalanlara inanacak cehalet çağını geçtik. Anlaşmalarda açık açık taraf olanlar bence yedi sülalesine yetecek maddi gücü devşirdi; buna çanak tutan bazı vatandaşlar ise sisteme günübirlik çıkarlarla bakıyor, çoluğunun çocuğunun geleceğini hiç umursamadan bugün cebine indirebildiği üç beş kuruşa tav oluyor. Ama işte, bu yapıların masası olan sıradan vatandaş bu çarkın küresel odaklara nasıl hizmet ettiğini göremiyordur belki de. Yine de ben bu devirde kimsenin kendi ürettiği o yalanlara gerçekten inanarak hareket ettiğini düşünmüyorum. Maalesef bu gidişat, sosyoekonomik bozulmanın sebep olduğu derin bir toplumsal yozlaşmadan kaynaklanıyor.
Artık tüm ayrıntıları biliyor ve tarihsel tahminlerimin doğru çıkmasına da hayret ediyorum. Eğer önlem alınmazsa daha dibe doğru gideceğiz gibi görünüyor. Bu karanlıktan çıkışa yaklaştığımızda, arkamızda kaldırmak zorunda kalacağımız korkunç bir enkaz olacak. Bizim neslimiz bu süreçte çok hırpalandı. Şimdi yapmamız gereken tek şey bilinçlenmek ve bizden sonraki kuşakları da bu gerçeklerle bilinçlendirmektir. Evrim ve diyalektik elbet görevini yapacaktır. Umarım bu tarihi sınavı milletçe en az zararla atlatırız.
Bu yazı dizisinin hazırlanmasında, yapay zekâ kullanılmıştır.
Baska okunasi kaynaklar:
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/erdoganin-ihvan-projesi-coktu-2070933
Trollerin fikir babasindan inciler: