İtalya Gezisi

Bu yaz covid kısıtlamalarının da azalmasıyla kendi kendimize İtalya turu yapmaya karar verdik. Başlangıçta birçok kişi turla gitmemizi tavsiye etti. Gerçekten tur fiyatları çok uygun görünüyordu. Ancak arayınca zorunlu tur ücreti adı altında broşürde yazanın iki katına çıkardılar fiyatı. Hem daha da artar mı bilemediğimden hem de yorumlara göre iptaller olup geri ödemede karşılaşılan zorluklardan ötürü kendim ayarlamaya karar verdim. Zaten 8 günde 10 şehir falan geziyorlardı. Artık her yeri birer ikişer saat yetiştiği kadar geziyorlar gibi geldi. 8 günün bir 2-3 günü, benim daha önce gittiğim yerlerdi. Ancak İzmir çıkışlı turların uçak firmalarını öğrenip hemen oralardan bilet aldım. Böylelikle aslında turlarla birlikte gelip gitmiş olduk. Fiyat olarak da turdakilerin son söyledikleri fiyata göre kendi ayarladığımız baya ucuza geldi.

İzmir çıkışlı uçak bulmamız şans oldu. Sezonda İzmir-Milano uçuşları bulmak mümkün. Sunexpress’le yolculuk yaptık. Basic tarifenin bir üst tarifesinden aldığım için uçuşta atıştırmalık ve su ikram edilmesi gerekiyordu ancak su bile vermediler. Ücret iadesi yapacaklarını söylediler bir numara verdiler. Oraya yazınca üzgün olduklarını söyleyip yüzüme kapattılar. Aslında şikayet edecektim ama dönüşte telafi ettiler. Bir dahakine en ucuz tarifeden alacağım Sunexpress kullanacaksam.

Araç kiralamak biraz çetrefilli geldi. Hem her geçen gün fiyat değişiyordu. Hem depozitolar çok yüksekti. Yorumlar korkunçtu ve depozitoyu geri alıp almayacağımdan emin olamadım. Yol ücretleri fazlaydı ve ceza yediğini söyleyen tanıdıklarım vardı. Ayrıca şöförün ödeme yapılan kredi kartı sahibi olması gibi garip kuralları da vardı.

İlk yolculuğumuz Flixbus’la Bolonya aktarmalı Floransa’ydı. Flixbus Türkiye’de Kamil Koç’la anlaşmalı ve eğer biletinizi iptal ederseniz ücretini Türkiye’de Kamil Koç’la kullanabiliyorsunuz. Ben rötarı hesap ederek inişin üç saat sonrasına direkt hava alanından buldum. Milano hava alanı merkeze uzak olduğu için bu seçim avantajlı oldu. Bu aralıkta iletişim problemini halledeyim dedim. İtalyan sim kartı almayı tavsiye eden çoktu. Ancak bana turist kartları oldukça pahalı geldi. Sonuç olarak Bae hesabımdan bir haftalık roaming paketi satın alarak İtalyan sim kartına göre epey ucuza denk getirdim. Yol bakacağım için internet elzemdi. Bir hafta boyunca neredeyse full internet kullanarak sadece 2gb harcadım. Çok memnun kaldım.

Otobüsümüz Bolonya’da 2buçuk saat beklemeliydi. Bu da aslında işime geldi. Hemen Bolonya’yı gezebildiğimiz kadar gezdik. Yürüyerek rahatça gezilebilir.

Otelleri önceden otelde ödeme seçeneğiyle neredeyse bir ay önceden ayarlamıştım. Booking.com‘dan ayarladım. Türkiye’ye gelince fark ettiğim üzere maalesef Türkiye içinden kullanıma kapalı. Sebepleri beni üzdü ama şimdi bu yazıda ona girmeyeceğim. Floransa’ya geç varacağım için resepsiyonu 24 saat açık olan bir otel ayarlamaya dikkat ettim. Bu tarz durumda dikkat etmek gerekiyor. Bazı oteller bazı saatler açık değilken bazıları da belli saatten sonra saat başı ekstra ücret alıyor.

Otelimiz Santa Novella meydanındaydı. Tüm geziyi yürüyerek yaptık. Floransa yürüyerek gezilebilir bir yer ancak o kadar çok yer var ki bir gün aslında yetersiz geldi. Başka zaman bir kere daha gelebileceğimi düşünüyorum.

Santa Novella meydanını geçtikten sonra Floransa Katedraline yürüdük. Katedral 10buçuk gibi açılıyormuş ve başında inanılmaz bir sıra vardı. Sırf bu sırayı gördüğüm için sabah erken geziye başlama planlarından vazgeçtim.

Signoria meydanını bulamadan Medici sarayını bulduk ve bir kısmı halka açıktı.

Sarayın diğer tarafından direkt Signoria Meydanına çıktık.

Kapının hemen sağında meşhur Davud heykelinin replikası var. Çoğu kişi heykeli orijinal sanıyor ancak aslında replika.

Biraz daha sağa gittiğiniz de Neptün Çeşmesini görebilirsiniz.

Solda heykel dolu yapı Uffizi  Müzesinin bir kısmı.

Devam ederseniz müzenin bahçesine giriyorsunuz.

Nehire kadar giderseniz de Ponte Vecchio köprüsü manzarasını görebilirsiniz.

Ben Uffizi Müzesinden internet üzerinden biletleri almıştım. İki hafta öncesinden rahat yer buldum. Biletleri saatlik ayırıyorsunuz ve o saatte orada olmanız gerekiyor. Büyük bir müzeydi. 2-3 saat sürdü. Önceden bilet aldığınızda sıra beklemiyorsunuz.

Müzeyi bitirdikten sonra geri dönüp Floransa Katedralini görelim dedik. Sabahki kadar sıra olmasa da 20 dakika kadar bir sıra bekledik.

Ponte Vecchio’ya dönerken Mercato del Porcellino isimli tarihi pazardan geçtik. Meşhur domuz yavrusu heykelini burada görebilirsiniz.


Ponte Vecchio’yu geçtikten sonra Pitti Sarayı’nı görebilirsiniz. Buraya da ayrıca bilet almak gerekiyor ve arkadaki bahçeleri de öneriyorlar. Ancak bir günde yetişmeyeceği için biz bilet almadık.

Sonra birer panini yiyip Galeria Müzesine devam ettik. Buraya da bileti bir ay önceden aldım. Bu müze Uffizi’ye göre oldukça küçük 1 saatte gezilebilir. Ancak orijinal Davud heykeli burada. Heykel oldukça etkileyici. Görmeye değer. Derinin altındaki kemikler, damarlar, derideki çatlaklara kadar işlenilmiş. Hani bunu yapan kör oldu derler ya bence bunu yapan delirmiştir dedim ben de.

Oradan Santa Croce adlı başka bir katedrale gittik. Ve dakika farkıyla yetişemedik. 5 buçukta kapanıyormuş.

Oradan Santa Novella’ya döndük. Pisa trenimiz o istasyondan kalkacaktı. Santa Novella eczanesi denilen tarihi parfüm müzesini ücretsiz gezdik.

İptal edersem Türkiye’de kullanabileyim hesabıyla mümkün olduğunca otobüs bileti aldım ancak bulamadığım güzergahlarda tren bileti aldım. Bu da trenitalia sitesinden alınabilir. İstasyondaki restorantı beğendik. Pizzası gayet iyiydi.

Batı Avrupa’da dakikası dakikasına gelen trenlerden sonra İtalya’daki çoğu trende gecikme yaşanması beni biraz panikletti çünkü aktarmalı tren biletlerimiz vardı. Ancak trenitalia trenleri yüzünden gecikildiği zaman bir sonraki trene de ücretsiz binme hakkınız varmış. Ancak öyle olursa biraz zaman kaybedebilirsiniz. Hemen aklıma Türkiye’de yaşadığım bir anı geldi. Az değil tam bir saat gecikmeli gelince bir tren, diğer treni kaçırmıştım ama Tcdd konuyla ilgilenmedi ve benden bir bilet parası daha aldı. Zaten o dönem Türkiye’de tren ücretleri aşırı dolgundu. Çok cebimi yaktı. Durumu şikayet ettim ancak ne para iadesi yapıldı ne düzgün bir cevap verildi. Kısaca İtalya Türkiye’ye göre daha insaflı.

Pisa trenine zamanında bindik. Pisa tren istasyonu, meşhur Mucize Meydanı’na yürüyerek 20 dakika. Aşırı yorgun olunca taksi tuttuk. Otelimizle mucize meydanı arasında sadece bir bina vardı. Ertesi gün Pisa Mucize Meydanı’nı gördük.

Pisa’daki nehir ve diğer yerleri tren istasyonuna yürürken gördük.

Sonraki trenimiz Empoli aktarmalı Poggibonsi-SanGimignano treniydi. Neyseki trenler rötarsız geldi ve tam zamanında bindik. Amacım San Gimignano’ya gitmekti ve istasyon ismi farklı olduğu için bakıp istasyonun San Gimignano’da olmadığını öğrenmiştim. İstasyonun hemen önünden San Gimignano’ya otobüs kalkıyor. İstasyondan biletler alınabilir. San Gimignano iyi korunmuş bir ortaçağ kasabası.

Girdiğimiz restoranttaki pizzayı beğenmedik. Dönüş için direkt Siena merkeze otobüs vardı. Roma otobüsümüz Siena’dan kalkacaktı. Otobüsler saatte bir ya da daha az geçiyor. İnternette, otobüs bileti yoksa dahi otobüs içinde nakit ödeyebilirsiniz yazıyordu. Ben ne olur ne olmaz diye insanlara sorayım dedim onlar da otobüste ödeyeceklerini söylediler ancak otobüs gelince bizi biletsiz kabul etmedi. Sorduğumuz kişiler de ortada kaldı. Neyse ki araya epey vakit koymuştum ve bir sonraki otobüsle de yetişebilirdik. Hiçbir yerde otobüs bileti yazmaması ya da yönlendirme olmaması sıkıntılı. Tabacchi’lerde satılıyormuş. Biletimizi alıp otobüse bindik. Otobüs biraz gecikince zaman açısından sıkıştık çünkü Flixbus durağı biraz farklı bir yerdeydi. Otobüs durağının yanındaki otele rica ettik bize taksi çağırdılar böylece rahat yetiştik. İlk bindiğimiz flixbus’ta hem internet hem şarj yeri vardı ancak bir daha öyle bir olanağa rastlamadık.

Roma’da mesafeler uzak ve turistik bölgeye yakın oteller oldukça pahalı. Ben biraz değişik, fiyatı aşırı ucuz olan şehir içi kamping buldum. Oraya otobüsle gittim. Her yerde otomat var ve 24 saat otobüs bileti satın alınabiliyor. 7 euroya 24saat sınırsız kullanabileceğiniz biletler satın alabiliyorsunuz. İki otobüsle otele vardık. Kamping konteynırların olduğu ormanlık bir alandı. Oldukça kalabalıktı. Havuzu dahi vardı. Geceleri etkinlikler, konserler düzenliyorlardı. Çok uygun fiyata kahvaltısı, ortamı ve odaları göz önünde bulundurulursa fiyat performans açısından gayet iyiydi. Zaten çok tercih edilen bir yerdi galiba oldukça kalabalıktı. Epey de Türke denk geldik.

Yine iki otobüsle sabah gezimize başladık. İlk durağımız Novona Meydanıydı.

Castel Sant’Angelo
Pantheon
Pantheon
Aşıklar Çeşmesi
Her yer kilise

İspanyol Merdivenlerine oturmak yasaklanmış. Oturan hemen polis düdüğüyle irkiliyordu.

Merdivenlerin tepesinde güzel bir manzara vardı. Tepeden metroya bindik ve Vatikan’a geçtik. Durakta indikten sonra epey yürüdük. Sıcakta birer granita çok iyi gitti. San Pietro Bazilikası’ndaki sıra bizi korkuttu ancak Dünyanın en büyük katedrali olduğu için vazgeçmemeliydik.

Vatikan Müzeleri’ne doğru yola çıktık. Müze biletlerini bir ay öncesinden zor buldum. Biletsiz hiçbir şekilde giriş yok diye biliyorum. Vatikan müzelerinden Vatikan bahçeleri görülebilir.

Müze boyunca ilerleyerek Sistin Şapeline ilerleniyor. İlerledikçe eserler çok daha görkemli hale geliyor. Michael Angelo ve öğrencilerinin işlediği tavanlar, duvarlar bir harika.

Bu bölge bitince işlemeli kitaplıklarla dolu başka bir bölüm geliyor ve artık Floransa’da bütün gün yorulmayan ben bile yorulmaya başlıyorum.

Gerçekten aşırı büyük bir yer ve biz modern sanat sergilerini atladık.

Sistin Şapelinde fotoğraf çekmek yasaktı. Çıkar çıkmaz müze içindeki yemek bölümünden yine pizza yedik. San Gimignano’dakinden iyiydi ancak Floransa’daki kadar iyi değildi.

Yemekten sonra yürümeye devam ettik. Cidden çok büyük müzeymiş.

Müze bitmiyordu

Müzeden sonunda çıktığımızda pilimiz bitmişti ama San Pietra Katedrali’ni görmemiz gerekiyordu ve bir daha Vatikan’a dönmek zor olacaktı. Böylece San Pietra Katedrali’ne geri döndük.

Sıra azalmıştı ve şansımıza güneş gitmişti. Yarım saat sıra bekledikten sonra girdik. Sanki 10 tane katedralin birleşimi gibiydi. Oldukça etkileyiciydi.

Ertesi gün Amalfi’ye günübirlik gezi planlamıştık. Salerno treni sabah 5’teydi ve metro ve ulaşım o saatlerde çalışmıyordu. Gerçi otobüsler çalışıyor görünüyordu ancak ben risk almak istemedim. Freenow isimli bir uygulama Roma’da gayet iyi çalışıyormuş. Büyük araçlar geliyor sizi almaya. Uygulamadan daha taksiyi çağırırken ortalama ne kadar ödeyeceğinizi de görüyorsunuz. Yalnız bu uygulama İtalya’da her şehirde çalışmıyormuş.

Salerno’dan Amalfi’ye feribot var. Salerno Feribot istasyonu tren garının hizasında, çok yakın. Google Haritalar başka bir yer gösteriyor ona dikkat edin.

Amalfi küçük şirin bir kasaba. Yamaca kurulmuş ve bolca merdiven çıkıyorsunuz. Meydanında bir çeşme ve tepede kilise var.

Limoncello’su meşhur. Amalfi meydanı geçtikten sonra Atrani’ye gitmeye karar veriyoruz. Google haritalar yürüyüş yolunu otoyoldan gösteriyor ve herkes yoldan gidiyor.

Manzaralar güzel. Trafik sıkışık. Ancak bir yerden direkt Atrani’ye çıkan tünel gibi bir yaya yolu olduğunu keşfediyoruz. Yaz sıcağında da serin oluyor.

Atrani’de en tepedeki manastıra çıkmak için tırmanışa başlıyoruz. Evler birbiriyle bitişik. Küçük tünellerle birbirine bağlı. Amalfi’deki yaşama bizzat şahitlik ediyoruz. Manastıra ulaştığımızda tüm Amalfi’yi tepeden görüyoruz. Küçük evlerin damları, bağlar, küçük barajlar… Biz tepeye zor çıktık oradakiler nasıl yaşıyorlar hiç bilmiyorum. Yolda gördüğümüz İtalyan çiftten de öğrendiğimiz kadarıyla manastır yıl boyu sadece 15 Ağustos’ta açık oluyormuş. Gün farkıyla kaçırıyoruz.



Deniz ürünleri satan bir fast food restoranı bulup yemeğimizi yedik. Menüde meşhur kabak çiçeği dolması kızartması da vardı.

Yemek yerken yağmur başlayınca kilisenin birine sığındık. Yağmur azalınca Amalfi kıyılarını gezmek daha keyifli hale geldi.

Yine tren, feribot kombinasyonuyla Roma’ya geri döndük.

Ertesi gün Roma gezimize devam ettik. Bu sefer otobüs ve metroyu kullandık. İlk hedefimiz Kollezyum’du. Bu yapı artık Dünyanın yeni 7 harikasından biri.

Kollezyum’u dışardan gördükten sonra Forum’a doğru ilerliyoruz. Yakındaki kalıntılara biletli geçiş var ancak çevresinden dolaşarak yukarıdan görebiliyorsunuz.

Ana yola çıktığınızda yolun iki tarafında da kalıntılar var. Burası büyük Roma imparatorluğuna başkentlik yapmış.

Devam ederken sola doğru kıvrılıp tepeye çıkarsanız meşhur Kapitol tepesini görürsünüz. Buradan antik şehrin manzarası harika.

Her yer birbirine çok yakın Kapitol tepesine önden çıkan merdivenlerden inip sola doğru devam ederseniz kısa süre sonra Kolezyum’un adeta küçük bir kopyası olan Marselyo Tiyatrosuna varırsınız.

Buranın arkası da tarihi Yahudi gettosu.

Buradan sonra yemek yiyecek yer ararken hiç fark etmeden Campo de Fiori isimli meşhur pazara kadar gelmişiz. Restorantta deniz ürünlü risotto ve Alfredo soslu makarna yedik. Fiyatlar uygundu ancak bir saat bekledik. Kafaları karıştı sanırım çünkü bizden sonra gelenler bile yiyip gitti.

Orada çok vakit kaybedince Siena otobüsüne yetişmek için metroya koşarak gittik. Yılda Tiber nehrinin müthiş manzaraları ve Circus Maximus’a şahitlik ettik. Tek metroyla otogara ulaştık ancak Siena otobüsü bir saat gecikmeli kalktı

Siena tren garında indik. Bir alışveriş merkezinden dağın tepesine tırmanan yürüyen merdivenlerden çıkınca Siena’nın ormanlık bir kısmını tepeden gördük.

Siena’da ulaşım Roma’dan çok daha zordu. Çözemeyince taksi tuttuk. Otelimiz Monteriggioni’de bir çiftlik oteldi. Bu otellere agriturizm otelleri deniliyor ve Toskana doğasının içinde müthiş manzaraları var. Monteriggioni de Toskana’da turistlerin tercih ettiği bir köy ancak bizim otelimiz Siena’ya yakındı. Yoksa Monteriggioni merkez çok daha uzaktı.

Ertesi gün müthiş manzaralarda kahvaltı yaptık. Biraz zeytinliklerde yürüyüş yaptık.

Yine taksiyle Siena gara döndük. Planım Montepulciano’ya trenle gidip bulabilirsem Pienza’ya otobüsle geçmekti. Pienza’daki Val Dorcia manzaraları çok ilgimi çekiyordu. Ancak bir gece önce planın üstünden geçerken bir sürprizle karşılaştım. Montepulciano treni Montepulciano’da değilmiş. Bana aşırı saçma geldi. San Gimignano durağının ismi farklı yazıldığı için durağın San Gimignano’da olduğunu anlamıştım ancak Montepulciano’da durum benzer değil. İşin kötüsü duraktan dolmuşlar da çok nadir geçiyor. Pienza gezisi yalan olunca Montepulciano’ya da gitmek istemedim. Çünkü çok fazla zaman kaybedecektim. Çevre köylerin hepsi birbirine benziyor. Ben de başka bir turist köyü olan Siena’ya çok daha yakın ve tek tren durağı olan Buoncovento’ya gitmeye karar verdim. Biletler 2 euro ve yarım saatlik bir yolculuk. Aynı şekilde iyi korunmuş sur içi bir orta çağ kasabası. Pienza’ya gitmek buradan çok daha kolay. O yüzden Pienza’ya gitmeyi planlıyorsanız bu durağa gelmenizi öneririm. Ben otobüs sıklığından emin olamadığım için Pienza’dan vazgeçtim. Buoncovento hızlıca bitince kendimizi yeme içmeye verdik. Chianti’nin şaraplarından içtik. Her şey inanılmazdı. Fiyat olarak da pek çok yere göre çok daha uygundu.



Siena’ya geri döndüğümüzde Flixbus’tan otobüsümüzün ertelendiğine dair mesaj aldık. Daha önceki rötarı da hesaba katınca uçağı kaçırmayalım diye içinde bulunduğumuz saatten tam bir saat sonrasına bileti ücretsiz değiştirdim. Böylelikle Siena merkezi kaçırmış olduk.

Milano’ya gece vardık. Booking sayesinde yakında iyi bir otel ayarladık. Kendi planımıza alternatif olarak daha az yorulmuş olduk. Milano hava alanı merkeze uzak. Malpensa express adında direkt tren seferleri oluyor yarım saatte bir. Otobüs iptali çok büyük ihtimal 15ağustos resmi tatiline denk geldiği için oldu. Uçağımız da aynı sebepten ötürü tam 2buçuk saat rötar yaptı. Yarım saatten bir saate Sunexpress’in rutin rötarı oluyor.

Gümrükten trüf mantarı ve daha fazla limoncello aldım. Porchini mantarları İtalya içinde marketlerde daha ucuzdu. Almadığıma pişman oldum.

Önceki İtalya gezimden biraz bahsedeyim. O zaman için bilimsel bir etkinliğe Milano’ya gelmiştim. Milano ikinci dünya savaşında dağıtılmış bir şehir. O yüzden diğer İtalya şehirlerine göre Milano daha az tarihi. Merkezde bir katedral ve şato var. Katıldığımız etkinlik çok seçkin olduğu için bizi Son akşam yemeği tablosunun olduğu yere de götürdüler ve yakındaki tarihi bir mekanda mükemmel bir yemek yedik.

Como gölü Milano’dan gidilebilecek harika yerlerden biri. Lugano gölü de çok tavsiye ediliyor. Ancak biz gri pasaportla geldiğinizden dolayı İtalya sınırları dışına çıkamadık. Lugano gölü İsviçre sınırları içinde.

Yine trenle Venedik’e gittik ve bir gece kaldık. Her sokakta yerle aynı hizada su içeren kanallar mevcut. Meşhur gondol turları gereksiz pahalı. Murano, Burano adalarına feribot var. Buralarda cam işçiliği yapılıyor ancak cam ürünlere Venedik’in her yerinde ulaşılabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir