Topraksızlaşma Teorisi

Hayatı sorgulamaya devam ettiğimiz bir gün de bunu düşündük. Artık insanlara ait topraklar yok. Eğer mirasa konmuyorsanız ve kendi başınıza bir hayat kurmaya çalışıyorsanız en azından başlangıçta kendinize ait bir yeriniz olmayacaktır. Gerçi çöken ekonomi sebepli artık kendi yeriniz olması daha az olası duruma geldi. Ancak öncesinde de alsanız alsanız apartman dairesi alacaktınız. O da bir toprak sahibi olmaya benzemiyor ki. Sonuçta topraktan üretebileceğin bir ortam yok. Daha fazla tüketici olabilesin diye yine bir tüketim. Bu tüketimler yüzünden de bağlandığın geçim mücadelen ve asla özgür olamaman… Bir de kötü komşu riski var da ona hiç girmeyeyim. Bir kere insan toprağa yabancılaşıyor. Bir süre sonra neden mücadele verdiğini ve hayatını neye adadığını sorgulamaya başlıyorsun.

Bu noktaya nasıl geldik diye düşünüyorum. Başlangıçta insanlar avcı toplayıcıydı. Sonra tarım devrimi geldi. İşte savaşların bu tarım devrimiyle toplulukların daha verimli topraklara konmak amacıyla çıktığını söyleyenler var. Halbuki avcı toplayıcıyken de verimli bölgeler işgal edilebilirdi. Ama konumuz bu değil.

İnsanoğlu zamanla her şeyi sistemleştirmiş. Eşitsizliği bile. Alt sınıfa toprakları işleten derebeylerimiz onların üstünden geçinmiş. Gerçi şimdi de aynısının farklı bir lacivert tonu var. Çünkü artık tarım devrinde değiliz. İşte o dönemler verimli topraklar için ya da daha geniş topraklar için savaşlar tüm hızıyla devam etmiş.

Coğrafi keşifler süreci epeyce değiştirmiş. Kenarlara itilmiş ülkeler askeri anlamda kendilerini geliştirmeye bile gereksinim duymadan gelişmemiş yeni toplulukların olduğu toprakları bulup soykırım yapmışlar. O dönem daha fazla toprak kazananlar aslında bugünün en gelişmiş toplulukları.

İşler en çok sanayi devrimiyle değişmeye başlamış. Dünya savaşları bu dönemn son evrim öncesi çırpınışı. Diğer yazılarımda da bir sosyolojik evrimin varolduğunu yazmıştım. Artık herkes daha bir insalcıl. Ya da öyle görünmek zorunda. Yeni ulusötesi kurumların -nato gibi- varlığıyla artık her ülke istediği gibi her ülkeye giremiyor. Ama bu durum her ülke için geçerli değil tabii. Ancak görünen o ki zamanla bu durum daha kapsamlı daha kalıcı hale gelecek.

Sanayi devrimiyle insanlar topraklarını bırakıp kente göç etmeye başladı. Daha iki nesil öncemiz hala toprak işliyordu. Ancak biz topraklarımızı satıp apartman daireleri satın almaya başladık. Şimdi de ekonomik kriz vurdu yersiz yurtsuz kaldık.

Yani eskiden insanların verdiği mücadele ve savaşlar artık yok. Çünkü savaşacak şeylere yabancılaşmış durumdayız. Hala bazıları savaşların eskisi gibi olduğunu sanıyor. Ancak istisnalar harici her şey değişti.

Artık post sömürge dönemine geçtik. Bu döneme sömürgeciliğin olmadığı dönem deniliyor. Kimisi de bu döneme yeni sömürge dönemi diyor. Çünkü sömürgecilik devam ediyor. Sadece şekil değiştirmiş durumda.

Bu dönemde içten karışıp iç savaş çıkan ülkelere dışardan müdahale edip barış ve demokrasi getirebiliyor diğer ülkeler. Bu durum ulusötesi kurumlar tarafından da onaylanıyor. Sömüren ülkeler bu işi açık açık yapmıyor ki kendine düşman yaratmıyor. Yoksa sömürülen ülke insanları ayaklanır ve tarihte olduğu gibi bağımsızlığını ilan ederler. Bir sürü dert. O yüzden artık çaktırmadan yapılıyor.

Yani kısaca ortada sizi açık açık sömüren bir güç de yok. Size ait bir toprak da yok. Eski bir dönem kapanıyor ve küreselleşmeye hoşgeldin diyoruz.

O zaman acaba ufak tefek sorunları olan normal ülkeler bilerek karıştırılıyor olabilir mi? Buna etki eden faktörler ne? Bir ülke nasıl karıştırılabilir, halkı nasıl kutuplaştırılabilir, ekonomisi nasıl darmadağın edilir? Bu soruları sormaya ve cevapları aramaya devam edeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir