Otoriter Ailenin Dönüşümü ve Hiperaktivite İlişkisi

Birkaç yazıdır son dönem artan hiperaktiviteyi inceledim ve aslında artan şeyin hiperaktivite bozukluğu değil hiperaktivite yanlış teşhisi olduğunu anladım. O yüzden bu yazımda modern aile ile hiperaktivite bozukluğu ilişkisini değil modern aileyle yanlış hiperaktivite inancı ilişkisini tartışacağım.

Bu yazımda eski ceza yöntemlerinin şimdiki yeni ceza yöntemlerine göre daha az insancil olmasına rağmen kısa vadede daha hızlı etki ettiğinden bahsetmiştim. Bugün bu ceza yöntemleri artık kabul görmüyor. Bunun nedeni biraz daha insancıllaşmamız ve çocuk eğitimine verilen önem. Elbette insanoğlunun sosyal evrimiye pek çok inanç ve davranış değişiyor. İnsanoğlu vahşilikten insanlığa doğru evriliyor. Artık eskisi kadar vahşi savaşlar olmuyor. Orta çağla şimdiki şehir güvenliklerini karşılaştırın. Her şey çok degişti. Çocuğa bakış açısı da bunlardan biri. Önceden çocuk psikolojisi diye bir kavram yokmuş. Çocuk yetişkin gibi düşünülürmüş. İkincisi çocuk eğitimine verilen değer oldukça değişti. 100 yıl önce çocuk aile bütçesine katkı olarak çalıştırılacak işçi olarak düşünülürken bugün çocuklarımızı en iyi şekilde eğitip yetiştirmeyi düşünüyoruz. Hatta sırf bu yüzden çocuk aile bütçesine katkıdan çok zararı dokunduğu için gelişmiş ülkelerden başlayarak çocuk sayısı düşmekte bu da yine gelişmiş ülkelerden başlayarak insan nufüsunda düşüşün öngörülmesine sebep olmaktadır. Bütün bunların etkisiyle çocuğu birey olarak görmekte, bir psikolojisinin var olduğunu düşünüp aşırı hassas davrarak eski otoriter aileden demokratik ya da serbest aile modellerine dönüşüyoruz. Bu da çocuklarda gözle görülür bir davranış değişikliğine sebep oluyor.

Tabii bu aileler için bir şok. Ailelerde mutlaka bir değişim vardı ancak çoğumuz otoriter ailelerde büyümüşken modern ailelerin neredeyse hiçbiri artık otoriter aile modeli değil. Her davranışımızda çocuğun psikolojisi nasıl etkilenir gibi düşünüyoruz. Bugün gülerek anımsadığımız anne terliği bugün yok. Bu model oldukça yeni, belki de bizler ilk ebeveynleriz, bu da bizi biraz bocalatıyor.

İnsan evrimi olarak bütün bunlar bir gelişme. Sonuçta bir hiperaktivite yanlış inancı ortaya çıkmış olsa da kişiliğine daha çok önem verilmiş daha özgüvenli çocuklar çok daha farklı bir nesil olarak büyüyecekler kuşkusuz. Ancak iyi bir eğitimle desteklenmemiş özgüvenin yaratacaği olumsuzluklar da tartışmaya açık.

Bir de nesil olarak özelliklere bakmak gerekiyor. Hızlı teknolojik gelişimle nesil özellikleri de hızlı değişiyor. Doğurduğumuz çocukları henüz çocuk oldukları için tam özelliklerini görmek henüz mümkün değil ancak daha bir önceki neslimiz z kuşağı dahi sanal dünyada kayboldu. Ve biz konuşmadan önce akıllı telefon kullanmayı öğrenen çocuklardan bahsediyoruz. Bu çocuklar hepimizden daha hızlılar ve daha hızlı olacaklar.

Bir diğer önemli faktör eğitim sisteminin bu dönüşüme ayak uyduramamış olması. Çünkü hiperaktivite yanlış teşhisi genellikle eğitim kurumlarının yönlendirmesiyle ortaya çıkan bir kavram. Bunun sebeplerinden biri eğitimde profesyonelliğin yavaş yavaş kaybolması. Gördüğüm kadarıyla okul öncesi eğitimde profesyonellik, denetim ve standartların olmaması belki pek çok ülkede olan bir durum. Kısaca birçok kurum ucuza bazen de bedavaya çalıştırmak için herhangi bir eğitimi olmayan elemanları tercih ediyor. Bu maalesef ülkemizde gitgide yaygınlaşan bir durum. Genel olarak eğitimde de maalesef her yıl kalite düşmekte. Öğretmenler asgari maaşla ya da daha azına ya da maaşsız fazla mesaiyle çalıştırılıyor. Bazı özel kurumlar bu koşullara daha rahat ayak uydurur diye düşünerek diplomasız yani sahte öğretmenleri işe alabiliyor. Bir diğer problem de öğretmenlerde psikoloji eğitimi eksikliği. Bu konu üzerinde biraz daha durulabilir. Yine de her çocuğa farklı yaklaşılması gerektiğinin bilincinde olmayan ya da ‘işim çok yoğun uğraşamam’ diyen öğretmenlerin var olması biraz üzücü. Bu yine profesyonelliği gösteriyor. Doktor tarafından gerekli testler yapılıp çocuğun bir bozukluğu olmadığı anlaşıldıktan sonra öğretmenlerin teşhis konusunda doktorun üzerine çıkıp ısrar etmesini ben sahte diplomaya bağlıyorum ancak bu kişiler gerçekten öğretmense de davranışlarının sebeplerini maaş alamama ya da yeterli maaş alamamaya bağlamak istiyorum ancak bu durumda dahi bunu öğrencilerine yansıtmamaları gerektiğine inanıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir